‘KELİME-İ ŞEHADETİN ŞARTLARI’
İSLAMİ SİTELER:


Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
‘KELİME-İ ŞEHADETİN ŞARTLARI’
Alimler, ihlas kelimesi -Kelime-i Şehadet- için, yedi şart zikretmişlerdir. Bu yedi şart, şu mısralarda dile getirilmiştir:“ihlastır, ilim ve yakîn ile, Muhabbett ir, doğrulama ve sıdk ile, Kabullenm edir, boyun bükme ve rıza ile.”
05 Nisan 2015 Pazar Saat 10:53


‘KELİME-İ ŞEHADETİN ŞARTLARI’

Alimler, ihlas kelimesi -Kelime-i Şehadet- için, yedi şart zikretmişlerdir. Bu yedi şart, şu mısralarda dile getirilmiştir:

“ihlastır, ilim ve yakîn ile,
Muhabbett ir, doğrulama ve sıdk ile,
Kabullenm edir, boyun bükme ve rıza ile.”

Burada zikroluna n yedi şart, Kur’ân ve Sünnet’in genel ifadeleri nden çıkarılmıştır. Bazı alimler bu yedi şarta bir sekizinci yi ekleyerek şöyle nazmetmişlerdir:

“Yedinci şartın sekizinci sinde,
[Söylendi tevhidin temeli;]
‘REDDETMEK TİR’ [Bilinsin]
İlahlaştırılan sahte ilahları,
[Tağutlaşan âdi müstekbirleri].

Bu son şart, Peygamber imiz (s.a.v.)’in; “Kim Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet eder, Allah’ın dışında itaat edilen, kulluk yapılan, tapınılan şeyleri reddeders e, malı ve kanı haram olur, (malı ve canı korunur). (167) hadisinde n çıkarılan hükümdür. Kitabu’t-Tevhîd isimli eserde, bu hadis-i şerif zikrolund uktan sonra; “Bu nass ‘Lâ ilâhe illallah’ın manasını beyan eden en büyük delillerd endir.’ Çünkü bu hadis mal ve can güvenliği için, sadece kelime-i şehadet’in telaffuz edilmesin in, manası bilinerek söylense dahi yeterli olamayacağını bildirmiştir. Hatta kelime-i şehadetin ikrarı ve hiçbir şeriki olmayan, tek yüce Allah’a kullukta ve yakarışta bulunuyor olması dahi yeterli olamamıştır. Buna Allah’ın dışında kulluk yapılan tağutları ve küfrü reddediyo r olması şartı getirilmiştir. Ancak bu suretteki iman ve getirilen şehadetin malı ve canı koruma altına alacağı beyan edilmiştir. Eğer, bu hususların herhangi birinde tereddüte veya şüpheye kapılırsa, onun şehadeti kabul edilmez, malı ve canı koruma altına alınmaz” denilmekt edir.
“Allah’ın dışında, ilahlaştırılan sahte ilahları reddetme” şartının manası; Allah’ın dışında, emir ve yasaklar koyan, kendisine itaat edilmesin i isteyen her kişi, kurum ve otorite ile bunlara itaat edip tabii olarak, kendini ‘emir kulu’ diye isimlendi ren her kimsenin batıl üzere olduğuna inanmaktır. Allah’ın hakkı olan şeylerden herhangi bir şeyi Allah’tan başkasına ait kılanların delalet ehlinden ve müşriklerden olacağını bilmektir . Yüce Allah’ın dışında, kulluk edilen, tapınılan kabirler, kubbeler, Allah’ın kanunlarıyla hükmetmeyen meclis ve sistemler ile daha birçok bid’atler müşriklerin cehaletin den ve hurafeler inden türemiştir. Kim bunları doğrularsa veya doğru olabilece kleri hususunda tereddüte kapılırsa ya da batıl oldukları hususunda şüphelenirse, o kimse ‘Muvahhid’lerden (Allah’ın bir olduğuna iman edenlerde n) olamaz. Bu kimse Allah’tan başkasına kulluk etmese ve ‘Lâ ilahe illallah’ dese dahi hüküm değişmez. Tüm bu açıklamalardan sonra, İslâm davetcisi, imamlarımızın kitablarında zikroluna n bu hükümlerin daha iyi anlaşılması açısından bu yedi şartın delilleri ni zikredeli m;

BİRİNCİ ŞART: ‘İLİM’
Delili; yüce Rabbimiz buyuruyor ki;
“Bil ki; Allah’tan başka ilah yoktur.” (168) 
Sahih-i Müslim’de, Osman (r.a.)’den rivayet edilen hadis-i şerifte, Peygamber imiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “Kim, ‘Lâ ilâhe illallah’ı” bilerek ölürse, cennete girer.” (169) Hadis-i şerifte geçen ‘bilerek’ şartı, kelime-i şehadetin delalet ettiği mana ve zorunlu kıldığı ameller hususunda ‘hakiki ilmi’ ifade eder. İlmin karşıtı cehaletti r. İslâm ümmetinden şirke düşen kimselerd e, kelime-i şehadetin manasına muhalif hal ve hareketle re sebeb olan şey cehaletti r. ‘İlah’ kelimesin in ne manaya geldiğini bilmemekt ir. Kelime-i şehadetteki, nefiy (red)) ve isbatın (kabulün) ne olduğunu anlamamak tır. İşte bu husus; Kur’ân-ı Kerîm’de anlatılan; “İlahları tek bir ilah mı yaptı?” (171) “Yürüyün ilahlarınıza, bağlılıkta direnin” (172) diyen müşriklerin üzerinde ısrar ettikleri husustur.

İKİNCİ ŞART: ‘YAKÎN’
Yakîn, zıddı; şüphe, duraksama, zan ve tereddüttür. Yakînin manası ise; kelime-i şehadet getiren kimsenin söylediği şehadetin doğruluğuna ve sıhhatine tam olarak kalben inanmasıdır. İlahlığın sadece Allah’ın hakkı ve Muhammed (s.a.v.)’in O’nun kulu ve rasûlü olduğunu bilmektir . Allah’ın dışında ilahlık veya Peygamber imiz Muhammed (s.a.v.)’den sonra peygamber lik iddia edenlerin batıl olduklarına ve sapıttıklarına inanmaktır.
Bu şartın delili; Sahih-i Müslim’de, Ebû Hureyre (r.a.)’den rivayet edilen hadis-i şerifte, Peygamber imiz (s.a.v.) kelime-i şehadet hususunda şöyle buyurmuştur; “Kelime-i şehadette şüpheye kapılmaksızın Allah’ın huzuruna çıkan kimse cennete girer.” (172) 
Yine, Sahih-i Müslim’de, Ebû Hureyre (r.a.)’ten rivayet edilen diğer bir hadis-i şerifte Peygamber imiz (s.a.v.) şöyle buyurmakt a; “Bu duvarın arkasında karşılaştığın kalbiyle yakinen iman ederek, Allah’tan başka ilah olmadığına’ şehadet eden her kimseye cenneti müjdele.” (173) Yüce Allah, “Asıl mü’minler, Allah’a ve Rasûlü’ne inanıp hiç şüphe etmeyenle rdir.” (174) buyurarak mü’minleri medhetmiş, ‘Kalbleri şüpheye düşmüştür. Ve onlar şüpheleri içerisinde bocalayıp dururlar.” (173) diye buyurarak da münafıkları zemmetmiş (kınamış)tır.
İbni Mes’ud (r.a.)’ın şöyle dediği rivayet olunmuştur; “Sabır imanın yarısıdır. Yakîn ise imanın tamamıdır.” (176) Şüphesiz, kelime-i şehadete yakinen iman eden kişinin azaları onu âlemlerin Rabbi olan yüce Allah’a ibadete ve O’nun Rasûlü’ne itaata zorlar.

ÜÇÜNCÜ ŞART: ‘KABUL’
Reddin karşıtı kabul. Bazı kimseler vardır ki, kelime-i şehadete yakinen iman etmişlerdir. Ancak, kibir ve hasede kapılarak, kelime-i şehadeti reddeder hale gelmişlerdir. Bu hal, Yahudi ve Hıristiyan âlimlerinin, Allah’ın tek ilah olduğuna şehadet ettikleri ve Muhammed (s.a.v.)’i kendi oğullarını tanıyıp bildikler i gibi tanıyıp bildikler i halde peygamber liğini kibir ve hasedden kabul etmemeler ine sebeb olmuştur. “Kitap ehlinden olanların çoğu, hak kendileri ne apaçık belirdikt en sonra, içlerindeki hasedlik yüzünden, imanınızdan sonra sizi tekrar küfre çevirebilmeyi arzulamak tadırlar.” (177) Evet, müşrikler ‘Lâ ilâhe illallah’ın’ manasını biliyor, Muhammed (s.a.v.)’i doğruluyor, ancak kibirlend iklerinde n dolayı kabul etmiyorla rdı. Yüce Rabbimiz, onların bu halini bizlere şöyle haber vermekte; “Onlar, kendileri ne; ‘Allah’tan başka ilah yoktur’ denildiği zaman kibirleni p büyüklük taslarlar dı.” (178) “Onlar seni yalanlamıyorlar; o zalimler asıl Allah’ın âyetlerini inkar ediyorlar .” (179) 

DÖRDÜNCÜ ŞART: “İNKİYÂD” ‘TAM BİR TESLİMİYET İLE KABULLENİP BOYUN BÜKME’
İnkiyâd ile kabul arasındaki fark; inkiyad; bildirile nler ile amel ederek tabi olmaktır. Kabul ise; bildirile nlerin doğruluğunu söz ile ifade etmektir. İnkiyad ve kabul, ikisi de itaati zorunlu kılar. Ancak inkiyâd; Allah’ın hükümlerinde yorumlara, neden ve niçinlere kapılmaksızın, kayıtsız-şartsız bir teslimiye t ile kabullenm e ve boyun bükmedir. Yüce Rabbimiz şöyle emretmekt e; 
“Rabbinize yönelin ve O’na teslim olun.” (180) 
“İyi bir kimse olarak, kendini Allah’a teslim eden kimseden din yönünden daha güzel kim olabilir.” (181) 
“Kim itaatkâr davranara k, kendini, Allah’a teslim ederse, en sağlam kulpa yapışmış olur.” (182) 
İşte Allah’a inkiyâd budur. Yalnız O’na kulluk etmedir. Peygamber e inkiyâd ise; Peygamber (s.a.v.)’in sünnetini kabul ederek tabi olma ve hükmüne tam teslimiye tle rıza göstermektir. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmakt adır;
“Hayır, Rabbine yemin olsun ki; onlar, aralarında çekiştikleri şeyler hakkında seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiye t göstermedikce iman etmiş olmazlar.” (183) 
Evet, yüce Rabbimiz, hükümlerine boyun büküp tam bir teslimiye tle kabullenm eyi imanın sıhhat şartlarından kılmıştır.

BEŞİNCİ ŞART: “SIDK” ‘DOĞRULAMAK’
Sıdk, karşıtı kizib (yalanlama)’dır. Bu şart sahih hadis-i şerif ile sabittir. Bu hadiste, Peygamber imiz (s.a.v.) şöyle buyurmakt a; “Kim kalbiyle doğrulayarak, ‘Allah’tan başka ilah yoktur’ derse cennete girer.” (184) Dolayısıyle, kim dili ile kelime-i şehadeti söyler, fakat kalbiyle tasdiklem ez (doğrulamaz) ise bu şehadet onu kurtarmaz . Zira yüce Allah, münafıkların, Peygamber imiz (s.a.v.)’e; “Şehadet ederiz ki, muhakkak sen Allah’ın Rasûlüsün” (185) dedikleri ni haber vermekte ve “Allah, senin kendi rasûlü olduğunu elbette bilmekte ve münafıkların yalancılar olduğuna Allah muhakkak ki şahidlik etmektedi r.” (185/a) “İnsanlardan öyle kimseler vardır ki, iman etmedikle ri halde, Allah’a ve ahiret gününe inandık derler.” (186) 

ALTINCI ŞART: ‘İHLAS’
İhlas karşıtı şirktir. Yüce Allah; “(Ey Muhammed!) Dini Allah’a halis kılarak O’na ibadet et.’ “Bilesiniz ki; halis din Allah’ındır.” (187) “De ki; ben dini Allah’a halis kılarak O’na ibadet etmekle emrolundu m.” (188) “De ki; dinimi Allah’a halis kılarak, O’na ibadet ederim.” (189) 
Sahih-i Buhari’de, Ebû Hureyre (r.a.) Peygamber imiz (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu haber veriyor; “İnsanların en mutlusu, şefaatimle ihlas ile kalbinden ‘Lâ ilâhe illallah’ diyen kimsedir.” (190) Utban hadisinde zikroluna n “Şüphesiz ki, Allah kendi rızasını umarak ‘Lâ ilâhe illallah’ diyen insanlara (ateşi) haram kılmıştır.” (191) hadisin sözünün manasınadır. İhlas, kulluğun yalnızca Allah için yapılmasıdır. Ne melek-i mukarreb için ne de nebiyyi mürsel için ve ne de başka kişi veya kurumlar için kul olunmamasıdır. Ayrıca ihlas Peygamber (s.a.v.)’e tabi olmaktır. Anlaşmazlıklarda onu hakem kılmadır. Bid’atleri ve Peygamber (s.a.v.)’e muhalefet i terk etmektir. Aynı şekilde insanların kendi kafalarından uydurdukl arı, beşerî kanun ve adetlerle muhakeme olunmayı reddetmek tir.

YEDİNCİ ŞART: ‘MUHABBET’
Karşıtını yani, çirkin görmeyi, buğzu, kin ve nefreti yok eden muhabbet. Allah’a ve Rasûlü’ne muhabbet Allah’ın ve Rasûlü’nün sevdiği amellere ve sözlere muhabbet, Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edenlere muhabbet, Allah’a kul, Rasûlü’ne ümmet olan kimseye farzdır. İşte bu muhabbet, gerçek bir muhabbet olduğu an kişinin bütün hal ve hareketle rinde etkisi zuhur eder.
Allah’a kullukta samimi olan kişi, Rabbine itaat eder ve O’nun Rasûlü’ne tâbi olur. Hakkıyla Rabbe kulluğun ifâsını amaç edinir. Allah’a itaatin lezzetine, tadına varır. Allah’ın razı olacağı söz ve amellere koşar. Allah’a isyandan sakınır. Allah’a asi olanlara meyletmez . Aksine onlara karşı kin ve nefretle doludur. İşlenen bu masiyetle r -günah ve kötülükler- örfen güzel görülen veya nefsinin hoşuna giden şeyler dahi olsa, Allah’a kul olan kişi bilir ki, cehenneme nefsin hoşuna giden şeylerle ve şehvetle varılır. Cennete ise zorluklar la ve nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle ulaşılır. Evet, muhabbet ne zaman bu şartlar tahakkuk ederse muhabbet olur. Aksi halde asılsız bir iddiadan başka bir şey olamaz.
Yüce Allah, kendisine duyulan muhabbeti, Rasûlü’ne tabi olmaya, onun sünnetiyle amel etmeye bağlı kılmıştır.
“(Ey Muhammed!) De ki; “Eğer Allah’ı seviyorsa nız, bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (193) 
Peygamber (s.a.v.)’e beslenen gerçek muhabbeti n neleri zorunlu kıldığı delilleri yle birlikte zikredilm işti. Yüce Allah’a beslenen muhabbett e işte böyledir.

Bu yazı toplam 4815 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş..